İlçe Müftümüz Dr. İbrahim Halil Şimşek'in Miraç Gecesi Mesajı
İsrâ ve Mi‘rac: Çözülme Zamanında Dinin Son Halkasını Tescil Eden Bir Mucize
Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn…
Hamd, gökleri ve yeri hikmetle yaratan, kullarını darlıkta da bollukta da yalnız bırakmayan Yüce Allah’adır..
Salât ve selâm; hüzün gecelerinde bile ümmetini unutmayan, kırık kalpler için göğe yükselen, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Muhammed Mustafa’ya olsun.
15 Ocak 2026 Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan bu gece, Peygamberimizin (s.a.s.) ihsan ve ikram dolu mucizevi bir yolculukla Cenab-ı Hakk’ın yüksek huzuruna kabul edildiği Miraç gecesini yeniden idrak edeceğiz.
Miraç; sadece tarihte yaşanmış bir mucize değil, her bir mü’min için kendi manevi dünyasında yükselişin, arınmanın ve Rabbine vasıl olmanın yol haritasıdır. Bu kutlu yolculuk bizlere öğretir ki; şahsi hayatımızda yaşadığımız her türlü darlık ve meşakkatten kurtuluşun yolu, sabırla secdede buluşmak ve samimiyetle Allah’a yönelmektir. Miraç, yerin çekiminden kurtulup göğün letafetine, maddenin esaretinden sıyrılıp ruhun hürriyetine kavuşmaktır.
Ebû Ümâme el-Bâhilî (ra) yoluyla Resûlullah ﷺ’den şu hadisi rivayet edilmiştir:
“İslâm’ın bağları (urveleri) birer birer çözülecektir. Her bir bağ çözüldükçe insanlar ondan sonrakine sarılacaktır. İlk çözülecek olan hüküm, en son çözülecek olan ise namazdır.” [1]
Resûlullah ﷺ bu gaybî nebevî hadisle, bizi üzerinde bıraktığı apaçık yolun işaret taşlarını belirlemiştir. Gecesi gündüz gibi olan bu yoldan ancak helâk olan sapar. Allah Teâlâ onunla nimeti tamamlamış, dini kemale erdirmiştir.
Böylece dinin çözülen yönlerini yeniden inşa ederken öncelik fıkhında şaşırmayalım diye, Efendimiz ﷺ özellikle iki temel halkayı zikretmiştir: ilki hüküm, sonuncusu ise namaz.
Zira bu ümmetin sonu, ancak ilk dönemini ıslah eden şeyle ıslah olur. Dinden çözülen bağların yeniden bağlanması, en son çözülen bağdan başlamakla mümkündür. Namaz halkası yeniden sağlamlaştırılmadan, dinin başka herhangi bir halkasıyla meşgul olmak –ne kadar önemli olursa olsun– sahih bir istikamet oluşturmaz.
İsrâ ve Mi‘rac mucizesi, İslâm tarihinde merkezi bir hadisedir. Bu mucizede namazın, dinin asli bir farîzası ve büyük bir rüknü olarak konumu açıkça ortaya konur. Bu yazı, İslâm’ın en büyük mucizelerinden biri ile onun en önemli rüknü arasındaki derin bağı ele almaktadır.
İsrâ ve Mi‘rac, İslâm davetinin ilk dönemindeki ağır krizler bağlamında gerçekleşmiş büyük bir iman durağıdır. Müminler için bir imtihan, nübüvvetin doğruluğuna ise apaçık bir delil olmuştur. Bu mucizenin “dinin son halkasının çözülmesi” meselesiyle ilişkilendirilmesi, zayıflık ve fitne zamanlarında imanın tehdit altında oluşuna işaret eder.
Bu bağlamda başlık şu anlamı taşır:
“İsrâ ve Mi‘rac: Çözülme Zamanında Dinin Son Halkasını Tescil Eden Bir Mucize.”
Bu mucize hicretten yaklaşık bir yıl önce, “Hüzün Yılı”nda gerçekleşmiştir. O yıl Resûlullah ﷺ amcası Ebû Tâlib’i ve eşi Hz. Hatice’yi (ra) kaybetmiş, Müslümanlar ağır imtihanlardan geçmiş, zayıf imanlı bazı kimseler bu olay sebebiyle dinden dönmüştür. “Dinin son halkası” ifadesi namaza işaret eder; çünkü namaz bu gecede farz kılınmıştır. “Çözülme” ise inkârcıların imanı dağıtma girişimlerini ifade ederken, bu mucize imanı yeniden tahkim etmiştir.
İsrâ ve Mi‘rac Mucizesi – İkram Yolculuğu ve Namazın Farz Kılınışı
İsrâ ve Mi‘rac hadisesi, Hz. Muhammed ﷺ’e bahşedilen en büyük mucizelerden biridir. Bu mucize, Resûlullah’ın ﷺ “Hüzün Yılı” diye bilinen ağır bir dönemden sonra gerçekleşmiştir. Bu yılda Hz. Hatice (ra) ve Ebû Tâlib vefat etmişti. Allah Teâlâ bu mucizeyle Peygamberini teselli etmiş, ona ikramda bulunmuş ve yüce makamını teyit etmiştir.
Bu mucizevi yolculuk iki ana bölümden oluşur: İsrâ ve Mi‘rac.
1- İsrâ Yolculuğu (Gece Yolculuğu)
İsrâ, Peygamber Efendimiz ﷺ’in bir gece vakti Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya beden ve ruhuyla nakledilmesidir. Yüce Allah buyurur:
“Kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah her türlü noksandan münezzehtir. Ona ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye. Şüphesiz O, hakkıyla işiten ve görendir.” (İsrâ, 1) [2]
Resûlullah ﷺ, “Burak” adlı, katır ile merkep arasında, beyaz renkli, adımını gözünün gördüğü en uzak noktaya atan bir bineğe bindirilmiş, Cebrâil (as) eşliğinde yolculuk yapmıştır.
Mescid-i Aksâ’ya vardığında, kendisinden önce gelen bütün peygamberlere imam olarak namaz kıldırmıştır. Bu durum, onun nübüvvetinin son oluşunu ve risaletinin evrenselliğini simgeler.
2- Mi‘rac Yolculuğu (Semaya Yükseliş)
Mi‘rac, Peygamber Efendimiz ﷺ’in Beytü’l-Makdis’ten semaların en yücesine yükseltilmesidir. Bu yolculukta yedi kat semayı geçmiş, her birinde bir peygamberle buluşmuştur:
Birinci semada: Âdem (as)
İkinci semada: Yahya ve Îsâ (as)
Üçüncü semada: Yusuf (as)
Dördüncü semada: İdrîs (as)
Beşinci semada: Hârûn (as)
Altıncı semada: Mûsâ (as)
Yedinci semada: İbrâhim (as)
Bu semavî yolculuk Sidretü’l-Müntehâ’da sona ermiştir. Burası ne mukarreb bir meleğin ne de gönderilmiş bir peygamberin daha önce ulaştığı bir makamdır.
3- Namazın Farz Kılınması:
Mi‘rac’ın Hediyesi
Bu mübarek yolculuğun zirvesi, namazın farz kılınmasıdır. Namaz, doğrudan semada farz kılınan tek ibadettir. Bu, onun İslâm’daki eşsiz konumunu ve hayati önemini göstermektedir. Namaz, “müminin mi‘racıdır”.
a) Doğrudan Farz Kılınması
Namaz, diğer bütün farzlardan farklı olarak yeryüzünde değil, semada farz kılınmıştır.
b) Elliden Beşe
Başlangıçta günde elli vakit olarak farz kılınmış, Hz. Mûsâ’nın (as) tavsiyesiyle Peygamberimiz ﷺ Rabbine tekrar tekrar müracaat etmiş, sonunda beş vakte indirilmiş; ancak sevabı elli vakit olarak bırakılmıştır. Bu, Allah’ın kullarına olan rahmetinin açık bir tezahürüdür.
İhmal Zamanlarında Namazın Konumu ve Önemi
Mi‘rac’ta namazın farz kılınması, özellikle gevşeme ve ihmal dönemlerinde Müslümanlar için güçlü bir mesaj taşır. Namaz sadece bir ibadet değil:
1- Dinin Direğidir
İslâm’ın şahadetten sonra gelen ikinci rüknüdür. Onu ikame eden dini ikame etmiş, onu yıkan dini yıkmıştır.
2- Kul ile Rabbi Arasında Doğrudan Bağdır
Namaz, kulun günde beş defa Rabbiyle buluşması ve O’na yönelmesidir.
3- Kıyamet Gününde İlk Hesaba Çekilecek Ameldir
Resûlullah ﷺ buyurmuştur:
“Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği amel namazdır…” [3]
Namaz düzgünse diğer ameller de düzelir; bozuksa diğerleri de bozulur.
4- İman ile Küfür Arasındaki Ayırt Edici Çizgidir
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Kişi ile şirk ve küfür arasındaki fark, namazı terk etmesidir.” [4]
Kur’ân-ı Kerîm’de ise şöyle uyarılır:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarını ciddiye almazlar.” (Mâûn, 4-5) [5]
Buna rağmen tevbe kapısı her zaman açıktır.
5- Dinden En Son Kaybolacak Olandır
Namaz kaybolduğunda, din bütünüyle çöker.
Üçüncü Bölüm: Gazze Halkı – Namazı Korumanın Canlı Örneği
Gazze halkı, camilerinin %90’ından fazlası yıkılmış olmasına rağmen, çadırlarda, meydanlarda, enkaz üzerinde ve tünellerde namazlarını vaktinde kılarak eşsiz bir örnek sunmaktadır. [6]
Dolayısıyla, İsrâ ve Mi‘rac mucizesi, Allah’ın azametinin, Peygamberimize ﷺ olan ikramının ve namazın İslâm’daki merkezi konumunun ebedî şahididir. Bu mucize, dinden çözülen bağların yeniden bağlanması için bir fırsattır.
Gazze halkı, Aksa Tufanı sürecinde, bombalar altında bile namazı terk etmeyerek, namazın iman halkası olduğunu canlı bir şekilde göstermiştir.
Âlimler, İslâmî Kurumlar, hareketler, tüm müminler bu çözülmüş halkayı yeniden bağlamakla yükümlüdür.
Geliniz, Gazze’nin sabrından ders alalım;
Mescitlerimizi cemaatle ihya edelim.
Çünkü namaz müminin silahı, ümmetin izzetidir.
Allah’ım! Bize verdiğin imanı geri alma.. Son nefesimizi secde hâlinde al..
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا
“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma.” (Âl-i İmrân, 8)
Bizi imanla yaşat, imanla huzuruna al Ya Rabbi…
Rabbim bizleri Namazla ve namazın gereği olan fuhşiyat ve münkerden sakınıp hakkıyla müstekim bir hayatı yaşamaya, ak bir yüzle huzuru ilahîye varmaya rahmetiyle muvaffak eylesin.
Bu duygu ve düşüncelerle, başta milletimiz olmak üzere, tüm İslam âleminin Miraç Kandili’ni tebrik ediyorum. Bu mübarek gecenin milletimize, İslam beldelerine ve tüm insanlığa huzur, barış ve selamet getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
والحمد لله الذي بنعمته تتم الصالحات.
Dipnotlar:
[1] İbn Hibbân (15/111, no: 6715), Taberânî (8/98, no: 7486), Hâkim (4/104, no: 7022) rivayet etmiş ve “sahih” olduğunu söylemiştir. Beyhakî de Şuʿabü’l-Îmân’da (4/326, no: 5277) rivayet etmiştir. Ayrıca Taberânî, eş-Şâmiyyîn’de de (2/411, no: 1602) rivayet etmiştir.
Heysemî (7/281) şöyle demiştir: Ahmed ve Taberânî rivayet etmiştir; her ikisinin de râvileri sahih hadis râvileridir.
[2] – İsrâ Suresi, 1. ayet
[3] – Ahmed b. Hanbel, Müsned’inde (c. 2, s. 425, h. no: 9490) ve Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ’da (c. 2, s. 386, h. no: 3813) rivayet etmiştir.
[4] – Müslim, Sahih’inde (c. 1, s. 88, h. no: 82) rivayet etmiştir.
[5] – Mâûn Suresi, 4–5. ayetler
Dr. İbrahim Halil ŞİMŞEK
Derik İlçe Müftüsü